Avukat Zeytun: Reformlar politika değişikliğinden bağımsız düşünülemez

2020, AYM’nin istatistiklerine göre en çok hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği bir yıl. 2020 yılı sonu itibariyle gündeme getirilen ‘yargı reformu’ tüm kesimler tarafından çokça tartışılıyor. Mevcut politikalarla yapılacak yasal değişikliklere karşı bir güvensizlik havasının hakim olması, tartışmaların en temel zemininde yer alıyor. Yargı reformuna dair konuştuğumuz İHD Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Abdullah Zeytun, “İktidar, sebebi olduğu böylesi yargı anlayışının bu tutumuna karşı esastan adil bir değişim-dönüşüm sağlamak yerine, çoğu zaman konjonktürel gündeme paralel olarak politik hamlelere uygun bir takım değişiklikleri düşünüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Avukat Zeytun: Reformlar politika değişikliğinden bağımsız düşünülemez
11 Şubat 2021
15:13

2019 yılında ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ kapsamında çalışmalarına başlayan Adalet Bakanlığı, ‘yargı reformu’ ile getirilecek yasal düzenlemelerle İnsan Hakları Eylem Planı'nın güncellenmesinin hedeflendiğini ifade etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçen Kasım ayında yaptığı açıklamayla gündeme getirdiği ‘Yargı ve Ekonomi reform’ taslağının son hali Ocak ayının sonu itibariyle AKP MYK’ya sevk edilmişti. Burada alınacak karar ile Meclis’te bir yasama takvimi belirlenecek ve iki reformun 2021 yılı içinde hayata geçirileceğine dair yol haritası belirleneceği açıklanmıştı.

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı'nın ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Erdoğan, "Belki de şimdi Türkiye'nin tekrar anayasayı tartışmasının vakti gelmiştir" diyerek daha önceki haftalarda kamuoyuna açıklayacaklarını söyledikleri reformlara ilişkin, "Her kim 'bu ülkede yeni reforma ihtiyaç yoktur' derse o kişi Türkiye'den de dünyadan da toplumdan da bihaberdir" ifadelerini kullandı.

Anayasa Mahkemesi'nin (AYM), 2012-2020 yılları arasındaki bireysel başvuru istatistiklerine ilişkin yayımladığı rapora göre, bireysel başvuru sayısı 295 bin 38’e ulaşırken, sonuçlandırılan başvuru sayısı ise 257 bin 108 olarak belirlendi. Sonuçlandırılan başvuruların karar türlerine göre dağılımı, “Kabul edilemezlik: 228 bin 855. En az bir hakkın ihlali: 14 bin 027” olarak kaydedildi.

Rapordaki ihlal kararlarının hak ve özgürlüklere göre dağılımında yüzde 63,3 oranla ilk sırada adil yargılanma hakkı ihlalinin yer aldığı tablo şöyle: “Adil yargılanma hakkı: Yüzde 63,3, Mülkiyet hakkı: Yüzde 19,4, İfade özgürlüğü: Yüzde 4,2, Özel hayatın ve aile hayatının korunması hakkı: Yüzde 3,1, Kötü muamele yasağı: Yüzde 2,7. Etkili başvuru hakkı: Yüzde 1,9, Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı: Yüzde 1,7”

İhlal kararlarının yıllara göre dağılımına bakıldığında ise, 2020 yılında tespit edilen 5 bin 690 ihlal kararı ile bireysel başvuru uygulamasının başladığı tarihten bu güne kadar verilen toplam ihlal kararlarının yüzde 40’ını oluşturdu. 2020 yılı geçmiş yıllara oranla en çok ihlal kararı verilen yıl oldu. 2020 yılını ise 2 bin 221 ihlal kararı ile yüzde 16’ya denk düşen 2018 yılı takip etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sürekli gündeme getirdiği ve Adalet Bakanlığı’nın çalışmalarını yürüttüğü yargı reformunu, İnsan Hakları Derneği(İHD) Diyarbakır Şube Başkanı Avukat Abdullah Zeytun ile konuştuk.

Siyasi polemiklerin dışında adaletten yana tavır takınması gereken yargının son yıllardaki durumunun ağırlaştığına dikkat çeken Avukat Abdullah Zeytun, “Son 4-5 yılda Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargının tarafsız ve bağımsızlığı ilkesinin sürekli çiğnendiğine şahitlik ettik. Demokratik muhalefet, insan hakları kurumları ve bütünen bu değerleri savunan kesimler, Türkiye’deki mevcut yargının işleyişine karşı tepkilerini gösteriyorlar. İktidar, sebebi olduğu böylesi yargı anlayışının bu tutumuna karşı esastan adil değişim, bir dönüşüm sağlamak yerine çoğu zaman konjonktürel gündeme paralel olarak politik hamlelere uygun bir takım değişiklikleri düşünüyor.”

2019 yılında Resmi Gazete’de yayımlanan ‘Yargı Reformu Strateji Belgesi’ kapsamında Terörle Mücadele Kanunu’na yapılan, “eleştiri verme amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmayacak” değişikliğini hatırlatan Zeytun, “TMK’da propagandaya ilişkin değişiklikleri öngören bazı düzenlemeler, şuan devam eden soruşturma ve kovuşturmalara konu ediniyor. Soyut ve temel kriterlerden uzak şekilde suç konusu yapılıyor. Kolaylıkla suça konu edinen düşünce ve eylemler yeni getirilen değişikliklerin uygulama itibariyle hukuken bir anlam ifade etmediğini görmek mümkün. O değişikliklerin ve o reform söyleminin bu gün olduğu gibi sadece politik manevralara uygun topluma umut vermek ve değişim-dönüşüm havası sezdirme algısı oluşturmaya yönelik olduğu halen de süren uygulamalarla kanıtlandı.”

Yeni bir yargı reformu, var olan atmosferde umut vadediyor mu?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), hem Selahattin Demirtaş kararında, hem de Osman Kavala kararında hukukun üstünlüğünün, örgütlenme özgürlüğünün, demokratik siyaset kanallarının nasıl kriminalize edildiğini, somut gerekçeler olmaksızın sadece siyasi iktidarın emir, talimatıyla yargının nasıl dizayn edildiğini ifade eden bir takım tespitlerde bulundu.

Mesleki faaliyetlerinin gereği yaptıkları haberlerden dolayı tutuklanmasından tutalım, düşünce ve ifade özgürlüklerinin gereği olarak barışçıl protesto hakkını kullanan insanların pervasızca soruşturulduğunu, barış talebinin kriminalize edilerek soruşturulduğunu, cezalandırıldığını görüyoruz.

2012 yılından 2020 yılına kadar AYM’ye yapılan başvurularda ve AYM’nin ihlal bulduğu başvurularda yüzde 50’sinden fazlası- ki bunlar her yıl artarak devam ediyor- adil yargılama hakkının ihlaline yönelik başvurular ve ihlal kararları. İnsan hakları hukukçularının çoğu zaman hukuken eksik,yetersiz ve siyasi iktidardan etkilendiğini düşündüğümüz AYM’de bile bu denli ihlal kararları mevcut iken, mevcut yerel mahkemelerin ve savcılıkların bu politikadan çok daha fazla etkilendiklerini tespit etmek zor değil.

Bu nedenle mevcut yargı pratikleri, mevcut yargılamalar nedeniyle bu yeni çıkarılacak düzenlemelerden de umut beklememek gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Yargı reformu ile hükümetlerin politikası arasında bir bağ kurulacaksa bu bağ nasıl kurulmalı?

Eğer mevcut siyasi iktidarın yaptığı gibi, yani iktidarın talepleri yasalaşıyorsa bu demokrasi, yargı tarafsızlığı ve bağımsızlığı meselelerini çözmeyecektir. Ne kadar kanun, ne kadar reform yaparsanız yapın bu yöntemlerle adaletsizliği çözemezsiniz. Eğer bir insan hakları eylem planı çerçevesinde reformcu, evrensel değerleri, insancıl hukukun gerektirdiği kriterleri yerine getirecek sistemi öngörüyorsanız bütünüyle politikalarınızı değiştirmek zorundasınız.

Demokratik hukuk politikaların değişimleri yasal güvencelerle desteklerseniz olur. Kürt meselesi ekseninde düşünürsek; barış ve müzakere sürecinin sonlandırılmasından sonra ağır hak ihlalleri yaşanıyor. Kürt meselesi ekseninde derinden hissettiğimiz ağır sorunlar dururken, her yönü ile bu sorunlar çoğalırken, kayyum siyaseti, siyasi parti temsilcilerinin, vekillerinin ve belediye başkanlarının tutuklandığı, çatışmaların sürdüğü bir siyasi iktidar ortamda getirilecek değişiklikler bu sorunları çözmekten uzak olacaktır.

Bu gün görüyoruz ki muhalefeti dışlayan bir siyasal düşünce etrafında şekillenen bir yasal değişiklikler söz konusu. Yürütülen siyasetle, işleyişle bu yargısal reformlarında çare olamayacağı kanaatindeyiz.

Bu politika değişikliğiyle insanların hak talepleri yasal güvenceye bağlanır, halk adına işlevli hale getirilirse reform böyle işlevli hale getirilmiş olur. Türkiye’de mevcut siyasal iktidarın otoriter politikalarından vazgeçip demokratik değerleri, esasları önceleyen, barışçıl siyaseti ve diyaloğu esas alan bir siyasal politikaya dönüştürmesi gerekiyor.

Ülkede süregelen sorunların, güvenlik algısı ekseninde çözümü yargıya havale edilmemesi gerekiyor. Yargı kurumunu kullanarak bunları çözmeye çalışma yönteminin yanlış bir yöntem olduğu aşikar.

Daha önce de ‘yargı reformu’ kapsamında meclise paketler halinde bazı değişiklikler getirildi. Bu değişikliklerdeki kapsamı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sadece son bir yıllık değişiklikleri göz önünde bulunduralım. İnfaz yasasında suç türüne göre bir değişiklik oldu. Ayrımcılıktan beslenen ve ayrımcılığı derinleştiren bir infaz yasa değişikliği oldu. Bununla sadece adli suçlulara ilişkin bir iyileştirme, düzenleme getirilmiştir.  Düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanan, mesleğini ifa ettikleri için tutuklanan gazeteciler, avukatlar ve doktorlar şuan hapiste. Hükümlü gazetecilerden, avukatlardan, insan hakları savunucularından  ve siyasetçilerden tutalım büyük bir kesim bu değişikliğin dışında tutuldu.

Barolara yönelik getirilen sistem değişikliğiyle hem seçim sistemlerinde hem de baroların yargı tarafsızlığı ve hukuku savunan meslek örgütü olarak çalışmalarını deneyim altında tutan, kısıtlayan bir yasal düzenleme getirildi. Sosyal medya düzenlemesi ile muhalif düşüncelerini sosyal medya aracılığı ile ifade eden insanlara, muhalif basına soruşturmaların önünü açan benzeri düzenlemeler getirildi. Aynı şekilde yılın sonunda derneklere ve vakıflara kayyum yolunu açan ve bu örgütlenmelerin üstünde daha fazla denetim kurabilecek yasal düzenlemeler geçti. Ve tüm antidemokratik yasal değişiklikler yargı reformu kapsamında insan hakları eylem planı tartışılmaları esnasında getirildi.

AİHM’in Demirtaş hakkında verdiği karar gündemde çokça tartışılıyor. Bir yandan da yargı reformu tartışmaları sürüyor. Bu çerçevede AİHM’in kararını nasıl değerlendirmek gerekiyor?

Selahattin Demirtaş kararı üzerinde tespit edilen hukuksuzluklar bütün demokratik kamuoyunu ilgilendiren meselelerdir. Selahattin Demirtaş, mecliste muhalif olan üçüncü büyük bir partinin Eş Genel Başkanıydı ve arkadaşlarıyla birlikte sırf bu siyasi parti çalışmalarından, yürüttükleri demokratik muhalefetten dolayı bazı çalışmaları kriminalize edilerek cezaevine konuldu. Ve tutuklu iken bu 4 yıllık süre zarfında seçimlere cezaevinde girdi. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine adayken dahi seçimlere cezaevinde girdi ve oradan çalışmalarını sürdürdü. Türkiye’deki mevcut yargının bu hukuksuz işlemlerine karşı AHİM’in vermiş olduğu karar tam da bu hukuksuzluğu tüm verileri ile açıklayan bir karar. Ancak şöyle bir durum da var: AİHM’in vermiş olduğu Selahattin Demirtaş hakkındaki ihlal kararına karşı Türkiye’de, kararın uygulanması ve bağlayıcılığıyla ilgili tartışma yürütülüyor. Geçmişte olağanüstü hukuksuzluklara karşı defalarca AİHM nezdinde mahkum olan Türkiye hiçbir zaman böylesi bir tartışmayı yürütmedi.

Siyasi iktidarın üst kademesinden bu kararı tartışmaya açmak dahi mevcut siyasetin, mevcut hukukun üstünlüğü meselesinin ve evrensel değerlerin nasıl aşındığını göstermek açısından bir emsal. Bu daha çok tartışılmalı elbette ancak şunu da unutmamak gerekiyor; Selahattin Demirtaş’a AİHM nezdinde verilen ihlal kararı aslında aynı sorunlar bağlamında hakları ihlal edilen tüm muhalif kesimlerin yaşadıklarını tespit eden bir karar. Bütünüyle Türkiye’de mevcut siyasal iktidara muhalefet eden tüm kesimler lehine verilen karar olarak değerlendirmek gerekiyor. Aslında tartışma her ne kadar Sayın Demirtaş ismi üzerinde yürütülse de hukukun üstünlüğü, yargının tarafsız ve bağımsızlığı meselesi, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ile ilgili verilen bir karar olarak okumak gerekiyor. Karar, Türkiye’deki yargıyı açık bir şekilde tartışmaya açıyor.

Yargı alanındaki reformlar ya da yargısal alandaki yasal değişikliklerde neler yapılmalı sizce?

Adil bir yargılama nasıl olur? Hukukun üstünlüğü nasıl etkin savunulur? Bunu bütün yargı kurumunun yapısını değiştirmesi ve esaslı dönüştürmesi gerekiyor. Bu da çözümlerden sadece biri. Sonrasında da yargı kurumunun şeffaflaşması, hukukun üstünlüğüne uygun bir şekilde dizayn edilmesi ve yargıyı siyasi iktidarın denetimine şeklen sokan ve uygulamalarıyla ortaya çıkan HSK ve benzeri kurumların ya lağvedilmesi yahut da siyasi iktidardan tümüyle bertaraf edilmesinin güvencelerini oluşturmak gerekiyor. Yargının yürütmeden yasamadan bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak mekanizmaların kurulması gerekiyor. Yani yargı boyutuyla çok etkin bir değişikliğin ve düzenlemenin yapılması gerekiyor.

Bunlara dönüldüğü vakit yapılacak değişiklikler Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin, uluslararası insan hakları örgütlerinin görüşlerinin, raporlarının en önemlisi de Türkiye’deki demokratik kitle örgütlerinin meslek örgütlerinin insan hakları kurumlarının görüşlerinin de alınarak geniş bir katılımla bir yasal değişikliğe gidilmesi gerekiyor. Yoksa şuan yapılacak değişiklik son dönemde yapılan değişikliklerden hiçbir farkı olmayacak ve söz konusu bu yargı reformu, insan hakları krizine ve adalet krizine çare olmayacaktır.

8 Mart Generation Equality için bir miting çığlığıdır

Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de her yıl kadınlar, 8 Mart’ta kadın mücadelesinin sesini ve renklerini alanlara taşıyor.

Sağlı Bakanı Koca haftalık vaka haritasını açıkladı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca Sosyal medya hesabından haftalık vaka sayılarını paylaştı.

Van-Hakkari Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Şin: Önlemleri elden bırakmamalı

Van-Hakkari Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Rıdvan Şin, "kontrollü normalleşme süreci" sonrası oluşan rehavet ortamından kaynaklı vaka sayılarında ciddi artışların yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.