Acının Dökümü

02 Temmuz 2021
14:00

İki gün önce kuşluk vaktiydi çocukluğumun balkonunda oturup kahvemi yudumlarken yazacağım metni düşünüyordum. Gökyüzü masmavi, hafif serin esen rüzgâr ağaçların yapraklarına lirik bir ezgi söyletiyordu. Her şey öyle hoş görünüyordu ki keyifli bir yazının son vuruşlarını zihnimde tamamlıyordum. Yazıma başlamadan önce kahve keyfimin resmini çekip sosyal medya hesabımda paylaşmak istediğimden gözlerim telefonuma bulandı. Ana sayfamda bir çocuğun çizmiş olduğu resim ve yazmış olduğu yazı kirpiklerimi ıslattı. Önce inanamadım. Sonra öfke nöbetlerine girdim. Sizlere yazacağım keyifli yazı bir sinek vızıltısına dönüştü, hızla uzaklaştı. Öfkeli zihnimin kontrol edemediği parmaklarım ve acıyan kalbimle kalakaldım.

Öldürülen her kadınla tekrar tekrar gömülüyorum. Darp edilen kadınların yaralarını bedenimde hissediyorum. İzlediğim haberlerden dolayı;  bazen günlerce, bazen haftalarca kendime gelemiyorum. Bu sebeple, güncel haberlerden uzak duruyorum. Haberlerin can yakıcı konularını yazmak istemediğimden edebiyatla ilgili konular yazmaya çalışıyorum. İki gün önce kâğıda çizilmiş resimleri ve yazılmış yazıları görünce;  içimdeki çocuk konuştu; ‘’Öznur bunu da yazmayacak mısın?’’ diye sorup durdu. Öfke nöbetlerimin geçmesini bekleyerek, sakince bugün dökülmeye karar verdim.

Sordum yine kendime ‘’edebiyat, sanat neydi? Sanatçılar, şairler, yazarlar nasıl besleniyordu? ’’  Van Gogh fırça darbeleriyle neden kasvetli hava yaratmıştı?  Frida Kahlo bedenindeki acılarını çizerek mi hafifletiyordu? Sorular girdabında sıkışıp kalmışken Nazan Öncel yetişti imdadıma. Açtım Nazan’ın ‘’demirden leblebi’’ şarkısını dinledim. Daha önce kaç kere dinlediğimi bilmediğim şarkıyı sar başa yeniden dinledim. Sözü, müziği Nazan Öncel’e ait olan bir şarkıdır demirden leblebi. Öncel yıllarca içinde sakladığı, anlatamadığı acısını yazmış ve gitarının tellerine vurarak öfkesini seslendirmişti. Dokuz yaşında üvey babası tarafından tacize uğradığını anlatıyor şarkısında. Ve Nazan Öncel sanat camiasına adını yazdırdıktan sonra bu şarkıyı seslendirmiş olsa bile, birçok kesim tarafından tacize uğradığını yazarak reklam yapmakla suçlandı. Nazan Öncel tepkilere sessiz kalarak ‘’dilimde acı, zehirli bir tat vardı bende tükürdüm.’’ Demişti sadece. Bu ülkede fiziksel ve sözlü tacize uğrayan ne kadar çok kadın var. ‘’Ben tacize uğramadım.’’ Diye söyleyecek kadın sayısı parmakla gösterilebilecek kadar azdır. Peki ya çocuklar? Kadınların taciz edilmesini, tecavüze uğramasını geçiyorum artık. Haberlerde duymaya alıştık. ‘’Yine mi? ‘’ deyip tepki gösteriyoruz. Fakat Elmalı davasında durum o kadar vahim ki; çocuk bunlar çocuk. Sokakta oynayıp, gülüp eğlenecek yaştaki çocuklar pazarlanıyorlar. Hem de anneleri tarafından… Haberimizin olmadığı tecavüze uğrayan daha kaç çocuk var? Derdini kimselere anlatamayan, tacize uğramış bedenleriyle barışamayan, utanarak yaşayan, bir kereden bile çok şeylerini kaybeden kaç tane daha çocuk var? O sabiler yataklarında huzurla uyuyabiliyorlar mıdır? Büyüdüklerinde kadınlıklarını hissedebilecekler mi?  Öncel şarkısının sonunda demiş ya ‘’kalbim kırık öleceğim, bilmem ne halt edeceğim.’’ Tecavüze uğrayan çocuklar ölene kadar yataklarında huzurlu uyuyamayacaklar. O çocuklar şefkatle bedenlerine dokunan ellerden bile ürkecekler. Güvenmeyi ve sevmeyi bilmeden intikamla beslenip korkarak yaşayacaklar.

Dönüp dönüp çocukların çizdiği resme, yazdığı yazıya bakıyorum. Çocukların minicik elleriyle yazdığı yazıyı, midem hazmetmedi. Umarsızca masanın kenarında duran kaleme takıldı bakışlarım. Bir kalem ne çok şey anlattırırmış. Bir kalemle ne çok acı akıtmıştı sanatçılar, bir kalemle ne çok şey yazmıştı yazarlar, bir kalemle yüreğimizi dağlamıştı çocuklar ve yine bir kalemle adaletin hakkını verememişti hâkimler. Kalem diyorum hâkimler kalem tuttuğunuz o kalemler ya boynunuza yük olur ya da vicdanınıza ayna.  

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.