Aynı Evin İki Ayrı Penceresinden Ettiğimiz Sohbetten Aklımda Kalanlar

10 Nisan 2021
11:41

Şiir sevmek kolay, üzerine yazmak zor. Ben de bu işten, ekseriyetle, köşe bucak kaçarım. Haddim olmadığını bildiğimden. Pek sevmem had eşiğini geçmeyi ya, bu seferlik kuralı bozacağım. Çünkü bazen yazmamak, yazmaktan daha zor. Bazı şiirler oturup üzerine yazmazsanız yakanızı bırakmaz. 

Belki yazdıktan sonra da bırakmaz, eh onu da sonra düşünürüz...

Lal Laleş'in "Nora İstanbul Bir Hiçtir" , isimli şiir kitabının, bilenlerce, hanidir yolu gözleniyordu. Daha doğrusu bir Türkçe şiir kitabı bekliyorduk biz Lal'den ya ,adı da artık her ne olursa başımızı gözümüz üstüneydi.

Yazının burasından itibaren, mevzuyu kendime indirgeyerek devam edeceğim izninizle. Şiir gibi  'kulla Allah arasında' bir mesele hakkında herkes adına konuşacak kadar delirmedim henüz.  

Biir şey bekliyorduk dedim demesine ya; şiirleri okuma şansı bulduktan sonra dönüp şunun sordum kendime: Ben ne bekliyordum peki tam olarak? Şimdiye dek okuduğum Lal Laleş şiirleri hep Kürtçe'den Türkçe'ye çeviriydi. Şiirinin çevrilemezliği tartışması malumunuz uzun ve dişli; ben en basit söyleyişle 'aynı tadı vermiyor' diyeceğim. Olmuyor. Acı çevrilebilir mi? Aşk, ayrılık? Babanız ölmüş? Dostun ihaneti ciğeri dağlamış? Hadi' gelin çevirelim bunları birlikte. Oluyor mu? 

Demem o ki, ben ne kadar Lal Laleş edebiyatını biliyorum sansam da okuduklarıma tam da bu nedenle -şiirinanadilevininşımarıkçocuğuolmasındanmütevellit- biraz hazırlıksız yakalandım. E, biraz da sinirlendim okuduklarım karşısında. Çok iyi edebiyat, biraz da okuyanı kıskandırır ve sinir bozar. Yazınsal kıskançlık. Fazla güçlü ve gerçek olanla yüzleşince hissedilen geri çekilme isteği. İlk şoku atlattıktan sonra, bu duygu yerini "iyi ki edebiyat var" mutluluğuna çevirir. İk aşamayı geçebilrseniz tabii. Bazen bu, o kadar da kolay değildir. 

Gelelim bu metinlerin neci ve nece olduklarına: Edebiyatta kullanışlı bir laf vardır, katmanlı metin. Lal'in şiirleri katmanlı, çok katmanlı. Bilmem, kaç katmanlı... Aşk şiiri sanarak yakın tarihi; yakın tarih sanarak aşkın hallerini okudum bir fasıl. Sonra bunu bir yana bırakıp, sadece bu "postmoderndengbejlik" anlatısının tadını çıkarmaya karar verdim. Anlamak bence biraz abartılan bir kavram. Anlasam ne olacak? Nedir ki anlamak? 

"Şurada, şunu demek istemiş bence"lere hiç girmeden bitireceğim bu yazıyı. Sevmiyorum onu yapmayı. Basılmamış karlar gibi alın bu şiir-romanı, benim izlerim sizin mazceranızı baltalamasın. Alın, okuyun. Çok isterim.

Başta da dediğim gibi şiir konuşmanın da, yazmanın da gediklisi değilim. O yüzden ben az söyleyeyim, siz çok anlayın. 

Lal Laleş'e teşekkür-borç, bu kez Türkçe'yi zenginleştirme inceliği gösterdiği için. Bir de sorum var, okur şımarıklığı kabilinden: 

"Çarşaf misali denizi yalınayak geçtin, sevkatle

 hissetti varlığını deniz. Sadece kediler denizi aşkla

kımıldatabileceğini gördü. Ejderhalara meydan

gümüşi

cinlere bela okudun.

Aşkta güneşin düştüğü yeri arıyordun. Buldun mu? "

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.