Feyzi Abi de şehrin sicilinden düştü

30 Haziran 2021
00:13

Şimdi size benim sözlerimle; ‘Bu şehir şadumandı, şarkının sözlerindeki nağmelerde kaldı’ desem! Diyeceksiniz ki, neden! İyisi mi, boş verin! İşte, êle bi şey deyip geçeyim. Size menekşe çayı yapılırdı, gül şurubu, reyhan şerbeti filan desem! Yok ya hu! Dediğinizi duyar gibiyim...

Ölü bizimdir, Allah rahmet etsin. Taammüden cinayete kurban giden / edilen bir şehirden söz ediyorum. Ucûbe anlayışlar ve İğdiş cücelerinin talanına uğradı(K) vesselam...Bu üç paragraflık girizgahı şimdi kendisinden söz edeceğim bir zat için yaptım. 

Soyadı Abul’du ama çok yakın olanların dışında kimse bilmezdi soyadını! Hem niye bilsinlerdi ki! O herkeslerin “Limonatacı Feyzi Abi”si idi, o kadar. Suriçi Balıkçılarbaşının hemen girişinde hemen sağda, şimdi dükkanının yerinde bir bölümü genişçe bir tuhafiye-züccaciye-kuruyemiş-aktar benzeri olan mekânda kışın sahlep (salep) yazın limonata satardı. Sahlebin yanında Diyarbekir çöreği, Limonatanın yanında da poğaça olmazsa olmazıydı.

Sahlepi de Limonatayı da kendisi yapar ve sunarak satardı. Sahlebi gerçekti, Limonatası da öyle. Asla boya ve katkı maddesi kullanmazdı. Bunu bilenler özellikle Feyzi abiye sahlep ve limonata içmeye giderlerdi. Benim sade maden suyu ile karıştırılmış limonatayı sevdiğimi bildiğinden sohbete başlarken hemen sodanın kapağını patlatarak açar, açacağı şak diye tezgaha kondurur. Dolaptan çıkardığı limonatayı maden suyuna karıştırır bardağı önüme sürerdi. Bazen içtiğim beni kesmez, “bir de sade limonata içeyim Feyzi Abi” derdim.

Uzun sohbetler ederdik, tezgahın arkasında. Tezgah dediysek, derli toplu raflar, özenle temizlenmişti ve temizlik bezi asla elinden düşmezdi. Arada müşteriler gider, gelirdi. Tanıdıklar, katılırdı sohbetimize. Hemen yan komşusu Ciğerci-Kebapçı Halim Ustaydı, onun bitişiğinde de PTT’nin suriçi şubesi vardı.Bir gün geçerken baktım, dükkanı kapalıydı. Sordum Halim Ustaya, “işi bıraktı” dedi. Epey sonra suriçinde karşılaştık. Hâl hatır sorduk birbirimize. 

“Olmadı Şeyhmus Beg, artık yürütemiyordum. O eski ağız tadı, ne içtiğini, yediğini bilen ve o içilenin hakkını da veren efendi şahsiyetler çok azaldı, hatta kalmadı. Şimdikilere içilen limonata ve poğaçanın fiyatı söylendiğinde dudak büküyorlar. Alışmışlar boyalı, şekerli, katkı maddeli suya. Bu meymunlar, leymundan ne anlar! Bıraktım...” demişti de! Boğazım düğümlenmiş tek söz edememiştim. 

Aslında söyledikleri tam bir kent kültürü yıkımının simgesel sözleriydi... Çok sonra başkaları da anlattı. Meğerse mülk sahibinin dükkanını boşalttırması da dokunmuş Feyzi Abiye. Bir kalp spazmı da arada geçirmişti.  Dükkanı bıraktıktan sonra çok yürürdü. Her gün bütün şehri baştan aşağıya yaya yürürdü. Ve son durağı mutlaka eski Diyarbekirlilerin hep yaptığı gibi suriçi olurdu.

On gün kadar önce yine suriçinde Deve (Deva) Hamamı sokağının başında gördüm kendisini, Derik Yeşil Zeytini satan bir esnafın dükkanının önünde oturmuştu. Merhabalaştık, hatırlaştık. Meğerse son görüşmemiz imiş. Ruhu şad olsun. Damakta bıraktığı limonatanın kekre tadı ile güle güle Feyzi Abi...

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.