İzmir Kitap Günleri’nin Ardından

03 Haziran 2021
08:41

Mayıs ayı boyunca, kalabalıkça bir ekip olarak, olağandışı bir yoğunluk içindeydik. Süreç, emek veren herkes için oldukça yorucu geçmiştir mutlaka. Benim kişisel maceram ayrı bir yazı konusu tabii, az zamanda, çok işi hakkıyla tamamlamaya çalışmak başlı başına stres sebebiydi zaten, ama benim yazıyı yazma amacım bu değil, köşeyi günceye dönüştürmeyeceğim elbette. Size biraz, uzakları yakın eden yeni kültür iklimimizden ve tercih etmesek de alışmaya çalıştığımız bu zor zamanların kazanımlarına dair yakın mesafe gözlemlerimden bahsetmek istedim. 

28-29-30 Mayıs tarihlerinde İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliği, Yaykoop iş birliği ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile, online platformlar üzerinden ve uzaktan uzağa büyük çaplı ve Youtube yayıncılığı çerçevesinde değerlendirirsek, oldukça uzun soluklu bir organizasyon gerçekleştirildi.   

Hepimizin artık kendi adı gibi öğrendiği gerçeklerden yana tekrara düşmek istemem, biliyorsunuz ki pandemi, adına yaşamak dediğimiz bu oyunun kurallarını baştan ayağa değiştirdi. Çoğunlukla zordan, kötüden yana oldu bu değişiklikler, o da malumunuz. Bununla birlikte, kabul etmek gerekir ki, yeni kurallar iletişim ve kolektif üretim imkanlarını da artırdı. Eskiden internet üzerinden yapılan işlere pek kıymet verilmez, büyük isimler örneğin, bir bilgisayarın başına oturup ilgilisine mecal anlatmaya gönül indirmezdi; saygınlık için illa ki büyük organizasyonlar, hazırlıklar gerekirdi. İşler değişti, toplanılan salonlar oturma odası ölçülerine kadar küçülürken, etkinliklerin kapsama ve temsiliyet alanı da aksi yönde ilerleyip, genişledi. 

Kimimizin iş, kimimizin sosyalleşme amacıyla hayatının merkezine almak zorunda kaldığı görüntülü konuşma yazılımları İzmir Sanal Kitap Günleri’nin de başrolündeydi. Bir, iki istisna ve canlı akış dışında neredeyse tüm paneller ve söyleşiler Zoom üzerinden gerçekleştirildi. Üç gün boyunca akış içinde yayınlanan tüm içeriklere Youtube’dan, İzmir Tube kanalından erişebilirsiniz.  

Kaçınılmaz olarak etkinlikte giderek daha da otoriterleşen yönetimin yol açtığı durumlar ve pandeminin başından itibaren yaşananlar büyük yer kapladı. Doğru bir değerlendirme yapabilmek için, öncelikle kapıyı aralayıp içeride olan bitenlere bir göz gezdirmek lazım. Bu süreçte çok sayıda yazar ve yayınevi ile görüşmüş biri olarak ilk elden, bir kez de ben söyleyeyim: Yayınclılık dünyasından işler kötü gidiyor. Pandeminin başından beri yürütülemeyen bir sürecin ve mantık çerçevesinde yorumlayamadığımız yasakların neticesinde, mecburen, internet satışlarına bel bağlanarak sürdürülmeye çalışılan yayıncılık faaliyetleri durmadıysa da oldukça durağanlaştı. Bu süreçte çok sayıda kitabın yayımlanması ertelendi, yayınevleri 2020 yayın takvimlerini büyük oranda 2021’e sarkıttı, bağımsız ve küçük yayınevleri temel giderlerini bile karşılayamayacak noktaya geldi. Yayımlanması ertelenen ve iptal edilen her kitabın yazar, çevirmen, editör ve diğer emekçilerin hayatını olumsuz etkilediğini tahmin etmek zor değildir sanırım. Uzatmayayım; sahne sanatçıları kadar olmasa da kayıpları büyük. Ne yazık ki internet satışları yaşanan sorunlara çözüm getirmiyor.  

Diğer yandan yarı açık, yarı kapalı düzende ayakta kalmaya çalışan bağımsız kitapçılar da okura ulaşmakta ve düzenli olarak yeni yayımlanan kitaplara alan açmakta sorun yaşıyor. Çok temel bir husus var: Kültür hayatı bir bütündür. En basitinden, kafeler, sinemalar, tiyatrolar kapalıysa, insanlar eskisi kadar çok sokağa çıkmaz, kitapçılar da açık olsa bile eskisi gibi iş yapamaz. Evden salt kitapçıya gitmek için çıkan okur, azdır. Dergicilik sektörü çok daha kötü durumda. Okur kah kendi ilgi ve takibiyle, kah sosyal medya paylaşımlarıyla haberdar olduğu kitapları internetten de olsa almaya devam eder belki, ama herkes bilir ki, dergi kitapçıda satılır. Son dakika kararları ile yayıma hazırladıkları dergileri dağıtıma bile sokamayan yayıncılar oldu.  Sözün özü, mevcut iktidarın yetkileri dahilinde aldığı ve almadığı her karar kültür iklimimizi çöle çevirdi. 

Böyle bir ortamda, her şeyden önce, birlikte ses vermek, söz söylemek; umuttan ve inattan dem vurmak için uzaktan da olsa, büyük bir organizasyonda buluşmak oldukça önemliydi. Ev sahibi İzmir olsa da, üç gün boyunca, her bir yandan çıkıp gelmiş gibi buluştuğumuz çok sesli, çok renkli bir kültür sanat kürsüsü kuruldu Youtube’da. Eksikleri, aksaklıları yok muydu diye sorsanız, arayan bulur, derim. Kusursuz iş yapmak kime kısmet olmuş? Bununla birlikte, benim de parçası olmaktan mutluluk duyduğum Yaykoop’un ve organizasyonun diğer bileşenlerinin yola, en başında bu niyet ve çabayla çıktığına, son ana kadar da organizasyonu bu çaba ile yürüttüğüne yakından şahidim. Muktedirin kendisininki gibi tınlamayan her sesi kısmak için elinde geleni yaptığı şu dönemde, bu niyeti de görmek, bu niyetten yana geleceğe dair umutlu birkaç kelam da etmek lazım. Geçmişte, benzer organizasyonlarda kimi haklı tepkilere neden olan yok saymalar, bu sefer telafi edilmeye çalışılmıştı demek çok da yanlış olmaz sanıyorum ki. Yeterli değil elbette, ama bu minik adımların, kurumsal kimliklerle, atılmış olması önemli. Bu küçük adımların, devamı ve fazlası için örnek teşkil edeceğine ve insanlara daha iyisini yapmak için cesaret vereceğine inanıyorum. Beni fazla iyimser bulabilirsiniz, aslına bakarsanız ben bunları hislerime değil, doğaya güvenerek söylüyorum. Canlı, cansız hiçbir zerre sonsuza kadar çürüyemez. Hele canlılar: Eninde, sonunda toprağa karışmak zorundadır. Sonsuza kadar devam eden bir çürüme yoktur. Çürüyen, biter.  

Organizasyonla ilgili bir diğer önemli başlık da kadın temsiliyetindeki artıştı. Ben kendi konuklarımı seçerken mümkün olduğunca kadın sesine alan açmaya dikkat ettim, bunu açıkça söyleyebilirim. Ne mutlu ki, ana organizasyonda da bu hassasiyet, eski örneklere nazaran, daha çok gözetilmişti. Hala yazarlar ve kadın yazarlar diye bir ayrımın olduğu dünyamızda, bunlar tabii küçük mutluluklar, yine de kadın mücadelesinin kazanımlarını örneklemesi ve kavga dövüş de olsa oyunun kurallarını değiştirmeye başlamış olduğunu göstermesi açısından umut verici. 

Elbette, bunca olumlu söz etsem de ekranlar aracılığı ile gerçekleşen bir organizasyonun yan yana, can cana olduğumuz buluşmaların yerini tutmayacağını, biliyorum. Yine de eskisi kadar hayıflanmıyorum açıkçası ben bu mecburi ekran buluşmalarına. Gördüm ki, uzak olmak bazen bizi yakınlaştırıyor. Toplanıp, masa, sandalye düzeni dizilip oturmalar ortadan kalkınca, sohbetlere de bir samimiyet geliyor. Evin en derli toplu köşesinden açılan o kameralar, katılımcıları ev halinden çıkarmaya yetmiyor. Kimsenin içinden gelmemiş sanki kasılıp kalmak. Çoğu etkinlik dost sohbeti havasında geçti. Pek de güzel oldu. 

Son söz niyetine, biraz ‘at sinekliği’ yapacağım. Bundan sonrası için bize düşen, kitap günleri, fuarlar internete taşınınca, eskisinden daha çoğulcu bir biçim almasıyla mutlu eden, bu temsiliyet habitatını salonlara, yan yana gerçekleştireceğimiz buluşmalara da taşıyabilmek. Bunun için, gerekirse, kötü olmayı da göze almak. Hiçbir şeyin sessizlikten daha soğuk olmadığını unutmamak.  

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.