Nigahdar

06 Haziran 2021
07:26

“Hakikati, aradığın yerde bulacağını bilmek!” İşte, sanki bütün mesele. Polis komiseri Mestan Diyarbakırlı ve biraz da mecburiyetten polisliği seçmiş biri. Sistem karşıtı ve polisliğe cepheden karşı bir ağabeyle tartışarak, hatta karşısına alarak polisliği seçmiş Mestan Başkomiser. 

Bir cinayetin, onbir asır evvel katledilmiş bir sufinin gizlerini kıskançlıkla koruyan bir nigahdarın katlini ortaya çıkarmaya çalışırken dünyanın öbür ucundaki derin güçlerle hesaplaşmaya soyunması...

Şirin, Nigahdar Haydarı’ın kızı, Columbia Üniversitesinde atom fiziği dersleri veriyor. Hayatı güzelce akıp giderken günün birinde dersinin bölünüp aldığı haberle hayatının şokunu yaşaması ve İstanbul macerasının başlangıcı.

Şirin’in yolunun kesiştiği Algan, İstanbul Üniversitesinde profesör ve yazar, felsefeci; okulda yaptığı konuşma esnasında polisler tarafından apar topar işlenen bir cinayetin çözülmesi için yardım amacıyla götürülür.

İki akademisyen Şirin ve Algan'ı bir araya getiren hayatlarının hiç bir anında ikisiyle de ilişkisi olmamış birinin katli. Aslında bir bağ var, ama kendileri cinayetten sonra farkında olacaklar.

Cinayet, sanıldığı gibi sıradan bir cinayet değil, deşildikçe aslında cinayetin Hallâc-ı Mansûr kitabı Tavasin ve kayıp risaleler ile bağlantılı olduğu çıkıyor ortaya. Risaleleri koruyan ve adına “Nigahdar” denilen kişi; ölmeden önce ipuçları bırakmış, bir bulmacanın zor bulunacak karşılıkları gibi. 

İşte hikaye bir polisiye roman kurgusu misali cinayeti işleyen ve yönlendiren devasa gücün iki akademisyen üzerinden şekilleniyor.

Nigahdar bir roman, ama tarih bilgisi ile hayli yoğrulu bir roman. Dokuz yüz’lü yılların Bağdat’ının Hallac-ı Mansur üzerinden Abbasi devrini, bir daha uzun sayfalar boyunca anlatan bir roman. Dönemin tarih kaydı ile kısmen kurgu içiçe geçmiş. 

Hallac-ı Mansur kişiliği üzerinden ciddi bir sempati kurgusu oluşmuş yazarın metninde. Nitekim bunu 534 sayfalık romanın son iki sayfasındaki teşekkür faslında itiraf da etmiş yazar. 

Hatta o denli ki risalelerin saklı oldukları yerin şifresinin ebcet hesabıyla bulunuşunun kurgusal cümlesi “Hakikati bulmak için marifet kapısından geç”in karşılığı olan rakamların adeta “inanılmaz bir  işaret” olduğunun altını çizmiş yazar.

Hayli hacimli bir kitap olmasına rağmen onbir asır evveliyle bugünü buluşturan ve rahat okunan bir kurgusu var kitabın.

Yukarıda da yazdım, kitabın 71. sayfasında iki Diyarbakırlı kardeşin tartışması var. Polis olmak isteyen Mestan’a kardeşi Arslan; “Nasıl kimliğini satarsın! Yüzlerce gencecik delikanlı öldü bu topraklarda.” Ve cevaben; “Mücadeleyi hukuki ya da siyasi olarak yapmak gerekir ağabey, silahlara sarılarak değil!” der polisliğe karar veren Mestan. Ve yıllar sonra başkomiser olarak derin güçlerin elemanını ele geçirdiğinde sanki abisine selam yollar gibi ‘işte bak bunun için polisliği seçtim’ der gibi uzun bir tirat çeker.

Nigahdar’da eşitlik ve adalet ile adil vergi üzerinden dokuzyüzlü yıllardan güne dair göndermeler de var.

Başak Sayan’la yakın günlerde yeni romanının hikayesi üzerine Diyarbakır’a geldiğinde görüşüp uzun bir sohbet yaptık. Doksanlı yılların şiddet iklimli savaş halinin yine Diyarbakır ve bölge üzerinden “iki taraf” ama “iki sevgiliye” dokunan hayli zor işine soyunmuş. 

Bekleyeceğiz artık yeni romanı...

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.