Sahi! Biz Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nu Niye Severiz...

09 Mayıs 2021
11:01

“Herkes ne zaman ölür,

  Elbet gülünün solduğu akşam...”

  Turgut UYAR

Size bu yazıda Bir Yahudi, Bir Türk ve Bir Kürdün bir klasik müzik eserinde nasıl hayatımıza dokunduğunu anlatmayı deneyeceğim...

Joaquin Rodrigo Virde 1901 yılında İspanya'da, Valencia - Sagunto’da doğar. Henüz üç yaşındayken difteriye yakalanır ve görme yetisini kaybeder. Sekiz yaşında solfej, piyano ve keman eğitimine başlar. Sonunda piyano virtüözü olur, birçok da klasik müzik eseri yazar ve uluslararası ün kazanır. Ancak tüm dünya Rodrigo'yu, Concierto de Aranjuez (Rodrigo'nun Gitar Konçertosu) adlı eseriyle tanır. On altı yaşında armoni ve kompozisyon dersleri alır. Erken yaşta kör olmasına rağmen, büyük başarılar kazanır.

Rodrigo, 19 Ocak 1933’te Valensiya’da 1929 yılından beri birlikte olduğu, 1950’lerden sonra Türkiye’de sanayi alanında hayli tanınıp ilklere imza atacak olan Profilo holdingin sahiplerinden Kamhi ailesinin bir ferdi olup beşyüz yıl evvel göç ederek geldikleri eski vatanları İspanya’da müzik eğitimi için bulunan bir Sefarad Yahudisi ve İstanbul doğumlu piyanist Victoria Kamhi ile evlenir. 

Victoria Kamhi sonrasında piyano kariyerine son verip ölünceye kadar gözleri görmeyen kocasının asistanlığını yapar ve onun birçok dile çevrilmiş “De la mano de Joaquín Rodrigo: Historia de nuestra vida (Joaquin Rodrigo'yla el ele: Maestro'nun yanında hayatım) adlı biyografisini yazar. Çift, Hitler Faşizminin en vahşi dönemlerinde, Fransa ve Almanya’da yaşarlar.

1936 yılında İspanya'da Hitler ve Mussolini destekli, General Franko komutasındaki askeri faşist güçler, seçimle işbaşına gelen sosyalistlerin Halk Cephesi koalisyonuna karşı ayaklanır. Ve İspanya, tüm dünyanın gözü önünde korkunç bir iç savaşa sürüklenir. 

Avrupa ülkeleri Hitlerden çekindiklerinden olsa gerek, halka karşı yapılan bu kalkışmaya “İspanya'nın iç meselesi” diyerek sessiz kalırlar. Ancak birçok ülkenin devrimcileri, sosyalistleri ve anti-faşistleri “Enternasyonal Tugaylar” oluşturarak İspanya halkının yanında saf tutarlar. Üç yıl süren İç Savaş, maalesef Halk Cephesi’nin yenilgisiyle sonuçlanır ve İspanya'da Franco'nun -1975 yılında ölümüne kadar kırk yıl sürecek olan- diktatörlük dönemi başlar.

Rodrigo'nun 1939 yılında, gözleri görmediğinden eşine bölümler (üç bölüm) halinde yazdırdığı “Concierto de Aranjuez” işte bu iç savaş ortamının eseridir. Konçerto, altı yüz bin kişinin öldüğü bu iç savaşı, cephelerde faşizme karşı direnen devrimcilerin umutlu coşkusunu ve sonrasında yönetimi ele geçiren diktatör Franco'nun kendi halkına yaşattığı acıları ve yaptığı zulümleri notaların dili ve klasik gitarın ritmiyle anlatır. 

Dünyayı dolaşırlar konçertoyla, 1953’te düzenlenen “Rodrigo Festivali” için ilk kez, 1972’de de ikinci kez Türkiye’ye gelir; İzmir, Ankara ve İstanbul’da konserler verirler. 

Rodrigo 1999'da karısı Victoria Kamhi'den (1905-1997) iki yıl sonra, 97 yaşında, Madrid’de hayatını kaybeder. Kendisinin ve eşinin mezarları İspanya Kraliyet ailesine göre hâla İspanya Krallığının merkezi olarak kabul edilen kralların da mezarlarının olduğu Madrid’e 50 kilometre uzaklıkta Endülüs yolundaki Aranjuez şehrinin Aranjuez mezarlığındadır.

Türkiye genel olarak klasik müziğe mesafeli bir ülke. Bunu dedim diye kimse alınmasın! Maalesef bu böyle. 1970’li yılların hemen başında Ziya Gökalp Lisesinin birinci sınıfında müzik derslerini müzik odasında işlerdik. Piyano vardı o müzik odasında, bir de gramofon. Müzik hocamız bazen kendisi piyano çalar, bazen de klasik müzik plakları dinletirdi o derslerde. Hemen bütün sınıf “Orhan Gencebay olaydı keşke” derdik birbirimize. Hoca ise “gerçek müzik bu” derdi.

Yıllar sonra Erdal Öz’ün “Gülünün Solduğu Akşam” kitabını okuduğumda Deniz Gezmiş’in Erdal Öz’e; “Biz edebiyattan geldik bu günlere reis” sözü ve asılmaya giderken vasiyet yerine sözleri aslında bir kez daha ben gibi bir çoğumuzu kendimize getirecek klasik müzik dinlemeye başlayacaktık. Ve kuşağımızın klasik müzik plakları, kasetleri (sonra cd’leri) alıp dinlemesi böyle böyle şekillenecekti.

“O sahneyi çok iyi somutladım; bir mitinge gider gibi gideceğim idama, asılma günü gelip çatınca o sevdiğim giysilerimi giyeceğim, postallarımı, parkamı… Beyaz ölüm gömleği giydirmek isteyecekler, giymeyeceğim, tıraş falan da olmayacağım. Önce gidip orada oturacak, bir sigara yakacağım, sonra demli, güzel bir çay içeceğim. Haa bak, Rodrigo’nun o ünlü Gitar Konçertosunu da dinlemek isterim orada. Sanırım asılacak bir insanın son isteğini geri çevirmezler… Sonra urganı kendim geçireceğim boynuma ve dönüp orada asılmamı seyredenlere, ‘burada ölen yalnızca bedenimdir’ diyeceğim. Ama düşüncemi öldüremeyeceksiniz, düşüncem yaşayacak.”

Peki direniş ve isyanın hüzünkâr müziği Rodrigo’nun Gitar Konçertosu genç bir Asi ve Serdengeçti’nin idam sehpasına giderken son arzusu olarak yerine getirilir mi? Tabii ki hayır. Derler ki giderken sehpaya Deniz ve arkadaşları; bütün mahpustakiler ıslıkla seslendirir Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nu...

Dönüp çok ama çok eskilere bakıyorum. Bundan tam 1.200 yıl öncesine! Dönemin Kurtuba’sına (Cordoba). Endülüs Emevi devrine. Dönemin musikârı Kürt Zêryab’ı (Zîryab) düşünüyorum. Zêryab Ortadoğu’dan çıkıp dönemin İspanya’sında nam salmış muhteşem bir adam. Hem sadece musikide değil; yemek, içecekler, sofra adabı sunumu, giyim-kuşam, koku-parfüm daha neler...

Zêryab, Flâmenko'nun kurucularından kabul edilir. O güne kadar dört telden oluşan gitara, 'bir çalgı ruhsuz olamaz' deyip beşincisini bütün tellerin ortasına bağlayan kişidir.

İşte o dört telli klasik gitarın dört telinin ortasına beşinci teli eklemese ve günümüzde kullanılan klasik gitarın mucidi olmasaydı; belki de bugünkü haliyle ne Rodrigo’nun klasik gitar konçertosu çıkardı ortaya! Ne Deniz ölüme giderken dinlemek isteyecek kadar ona tutkulu olurdu. Ne de biz bunca sever ve sevmeyi sürdürürdük Rodrigo’nun Gitar Konçertosu’nu...

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

2 Yorum
Öznur Opçin
23/09/2021

Şaşkınlığımı kocaman bir "aaa aaa" sesiyle dile getirdim. Bende Flâmenko müziğini ve dansını neden sevdiğimi bilmiyordum. Sayenizde onu da öğrendim demek Flâmenko müziğinin ruhu damarlarımızdaki kandan geliyor. Emeğinize sağlık.

Davut Ökütçü
23/09/2021

Gene bilgi, bilgelik dolu ufuk açıcı bir yazı olmuş sevgili Şeymus. Teşekkürler