Tanrıya Dilekçe’nin Bayramı

20 Temmuz 2021
10:10

Dicle Nehri kutsal kitaplarda adı geçen dört nehirden biridir. Derler ki, Danyal Peygamber Dicle Nehri’nin Basra Körfezine kadar olan akış güzergâhını eline eğri bir asa alarak bizzat belirlemiş. Yoksulun, garibanın, ektiği küçücük tarlasının nehrin yatağının büyüdüğü yıllarda zarar görmesin, hakları gasbedilmesin diye bizzat belirlemiş. O gün bu gündür nehir o tespite göre akar.

Dicle Nehrinin bu kutsiyetine inanan şehir halkı, kurban bayramının arife günü gün batımı saatinde köprünün orta gözünden nehre isteklerini yazdıkları pusulaları atarlar. O pusulaları su alıp götürürse isteğin gerçekleşeceği inancı yaygındır.

Binler yılık kadim şehrin olanca yükü sanki Zinet Kadının omuzlarına yüklenmişti. Çocukların ve evin bütün sorumluluğu yetmezmiş gibi kocasının ayyaşlığı da tuz, biber ekmişti katmerli eziyetine. Doğrusu diğerlerinin tümü katlanılacak türdendi, yeter ki kocasının şu sarhoşluk illeti olmasındı!

Kocası çalışıyordu, geçimlerini sağlayacak kadar bir işi de vardı. Eksik, gedik de olsa evin ihtiyaçlarını sağlıyordu. Ah, bir de kocasının o meret alkol tutkusu olmasaydı ya!

Sabahları, eski şehrin jargonuyla kılık, kıyafeti “Jilet gibi” olsun isterdi evin erkeği. Üst, başı yıkanır, temizlenir, ütülenirdi. Ayakkabıları da illa ki “ayna gibi” boyalı olmalıydı. Öyle çıkardı sokağa. Omzunu hafif kırarak yürürdü. Yemeni ayakkabısının yumurta topuğunu bazalt parke taşlara vurduğunda,  cümle mahalle sakinlerinin pencere ve kapı aralarından onun sokaktan arz-ı endam edişini, gözlediklerini düşünür ve yürüyüşüne daha bir hava verirdi.

Yine öylesine bir günün akşamında bulut gibi “sermest” halde epeyce yalpalayarak evinin sokağına girdiğinde, kendini lağım çukurunda bulması an meselesi olmuştu. Nereden bilsindi ki o gün kendisi evden ayrıldıktan sonra evlerinin sokağındaki lağımın tıkandığını!  Belediye görevlileri gün boyu lağımı açmak istemelerine karşın işi bitirememişlerdi. Kazdıkları sokağı ve bir yana topladıkları parke taşları o halde bırakıp ertesi gün tamamlamak üzere sokaktan ayrılmışlardı.

Çamura batmış haliyle diline geleni sarhoş peltekliğiyle bağıra çağıra gecenin sessizliğinde dillendiredurmuştu. Herkes nasibini almıştı. Belediye çalışanlarıyla yetinmemiş, Allah’ı, peygamberi de sıraya dizmişti.

Kaderin cilvesine bakın ki daha sövgüleri dilinden dökülmüşken cümle mahallenin hatta şehrin saygı duyduğu “ehl-i iman şeyh” de tesadüf bu ya sokağın başında bitivermişti. Bana mısın demeden tokadı ensesine basmıştı. Sen misin Allah’a, peygambere sarhoş ağzınla küfreden diye.

Tokadı yiyince hemen kendine gelmiş ve gece karanlığında söylenerek gökyüzüne doğru ellerini açmıştı:

“Ey Allah’ım sana saygısızlık edip de dilimizi uzattıksa, bu kadar da kısa zamanda bedelini tahsil etmek üzere şeyhini gönder demedik,” deyivermişti.

Bütün mahalle o geceki rezalete tanık olmuştu. Zinet Kadın artık kocası Memduh’un son yaptığından sonra nasıl bir çözüm bulacağının cidden telaşına düşmüştü.

Kurban bayramı geliyordu. Bir yandan kadim şehrin olanca hengâmesi içinde bayram hazırlıkları sürerken, Zinet Kadını asıl düşündüren kocasının ayyaşlığına çare bulma derdiydi.

Ne hocalara muska yazdırmak kalmıştı ne dil dökmeler ne de kocasına olanca cilveler, işveler. Hiçbiri para etmemişti. Son çare işi Allah’a havale etmekti! Allah’a dilekçe yazıp yollayacaktı. Başka umarı çaresi kalmamıştı.

Her yıl kurban bayramının arife günü akşamı bilcümle kadim şehirliler, tarihi kadimden bu yana kutsal bildikleri nehirlerine 1500 yıllık ongözlü köprülerinin orta ayağının üzerinden dileklerini yazıp atarlardı.

Zinet kadın da, son çare olarak bu yolu deneyecekti…

Kocasını, nehrin akışı içinde Allah’a şikâyet edecekti!

Nehirleriydi o!

Kutsal kitaplarda bile ismi ayan beyan yazılıydı.

Nehir, hemen şehirlerinin yanı başından dünya var olalı beri yılankavi bir gururla, şehre, sanki biraz da cilve satarak akar giderdi. Kadim şehirliler nehirlerinin bu nazını kabullenirlerdi. Onun gururunu paylaşırlardı. Çünkü şehirleriyle nehirleri birbirinin sırdaşıydı, sır ortağıydı. Onlar yani şehirliler de ikisinin; şehirle nehrin sır kâtibi!

Binler yıldan bu yana şehirliler nehirlerinin tanrıya ulaşmada bir yol, bir araç olduğuna inandırmışlardı kendilerini. Doğrusu nehirleri de onları hiç mi hiç yarı yolda bırakmamıştı. Gelinlik kızlar, evlilik çağındaki delikanlılar, asker ve mahkûm yolu gözleyenler, çocuk sahibi olmak isteyenler, ev, iş sahibi olmak telaşındakiler her yıl dilek vakti köprünün üzerinden nehrin görünen yüzünü silme kâğıda keserlerdi.

Bir gün önceden dayanmıştı komşu kapıya Zinet Kadın. Komşu kapısı, Bayzar Baco sır ortağıydı Zinet Kadın’ın. Yaptıkları yemekler dahil her bir şeylerini paylaşırlardı. Memduh’un alkol tutkusu nedeniyle Zinet Kadına çektirdiklerini mahallede en iyi bilenlerden biriydi Bayzar Baco.

“Başka çarem kalmadı,” dedi Zinet, Bayzar’a. “Allah’a dilekçe yollayacağım. Belki o, bir çare bulur. Sen de bana yardım etmelisin. Birlikte gideceğiz. Biliyorsun benim okumam, yazmam da yok! Dileğim odur ki dilekçeyi de sen yazasın!”

“Tamam,” dedi Bayzar Baco.

Arife günü, akşama doğru bazalt taşlı surların Mardin Kapısından çıkıp nehrin üzerindeki köprüye doğru yollandılar. Yol boyu bir dolu talepkârla yarenlik ederek birlikte yürüdüler.

Yolda birden o an anımsamış gibi Bayzar Bacoya dönerek sordu Zinet Kadın:

“Bayzar,” dedi. “Sen şimdi kalkar Ermenice yazarsın benim dileğimi. Nasıl olacak bu iş! Ben Müslüman’ım sonra geri dönmesin dileğim.”

Bayzar komşusu Zinet’e “Rahat ol Zinet. Allah hepimizin Allah’ıdır. O hangi dilde yazıldığına değil, ne yazıldığına bakar,” dedi. Anlaştılar.

Allah’a dilekçeyi yazdılar: “Tanrım, Memduh kuluna çeki düzen ver. Ayyaşlık illetinden kurtar. Evine sadık biri olsun” deyip attılar dörde katlanmış kâğıdı nehrin orta yerinden suya. Su alıp götürdü dilek kâğıdını. Kâğıt, gözden yitinceye kadar da izlediler suyun akışını. Çünkü biliyorlardı ki, dilek kâğıdı bir yerlere, su kenarındaki çalılara filan takılırsa iyiye işaret sayılmazdı.

Memduh o günden sonra mülayim, evine bağlı, alkolden de uzak duran biri oluvermişti. 

Bu sır o günden sonra,  ayrı dinlerden ama sır ortağı binlerce yıllık kadim şehirli Kürt Müslüman Zinet’le, Ermeni Hıristiyan Bayzar’ın bildikleri sır olarak kalmıştı. 

Nice bayramlara...

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.