Uzaktaki ve Yakındaki Hayaletler

03 Mayıs 2021
10:18

Kitapları elime aldığımda, okumaya başlamadan, mümkünse, onlarla yakından tanışmak isterim. Aras tarafından yayımlanan Ermeni Hayaleti'ni henüz incelemeye başlamışken, dikkatimi çeken ilginç bir detay oldu: İç kapakta yer alan bir sansür yazısı. Daha doğrusu, Aras Yayıncılık'ın Ermeni Hayaleti'nin Fransızca özgün basımda yer alan bazı sayfalara, Ermenice ve Türkçe basımlarda yer veremediklerini belirten oto sansür açıklaması. Konuyu yazının devamında detaylarıyla okuyabilirsiniz. Önce çizgi romana da kaynaklık eden Varoujan Artin ve Brigitte Balian'ın, Türkiye seyahatlerinin izini süreceğiz birlikte. Sizin de okurken görebileceğiniz gibi Ermeni Hayaleti'nin Aras'tan çıkan çizgi romanını yazmak için çıktım yola, ama ilerledikçe söz önce çalışmanın daha önce İletişim tarafından yayımlanan daha kapsamlı haline, nihayetinde de bir tür tarih okumasına dönüştü. Bu biçimiyle zenginleşen yazı, doğal olarak uzadı da. Yazıyı daha da uzatmamak için (aktarımları köprülemek için yaptıklarım haricinde) mümkün olduğunca az eklemede bulunarak ilerlemeye çalıştım. Benim açımdan uzun ve öğretici bir yolculuk oldu. Katkıları ve yardımları için: Kitabın yazarlarından Guillaume Perrier'ye, Yerkir'den Armen Ghazarian'a ve Aras Yayıncılık GYY Rober Koptaş'a çok teşekkür ederim. En özel teşekkürümü, hikayeyle ilgili kendi tanıklıklarını paylaşarak bana yol gösteren; daha da önemlisi Perrier ve Ghazarian'a ulaşmama yardım eden ve onların anlattıklarını Türkçeye çevirerek yazıya çok kıymetli katkılar sağlayan Gazeteci & Yazar Burçin Gerçek'e etmek isterim. O olmasaydı bu yazıyı, bu kadar kapsamlı ve çok katılımlı bir şekilde yazmam mümkün olmazdı. Minnettarım. 

Ermeni Hayaleti, Türkiye'yi yakından tanıyan iki gazetecinin, Laure Marchand ve Guillaume Perrier’nin kaleminden çıkmış çalışmanın içinden kopup gelen bir parça. Çalışmanın tamamı, bu tanıklıkların daha geniş çerçevede ele alındığı bir metin olarak özetlenebilir.  (Ermeni Hayaleti ve Türkiye, Soykırımın İzinde Adımlar, İletişim, 2014. Çn: Renan Akman) 

Kitabın yazarlarından Guillaume Perrier ile başlayalım. Ondan, bize çalışmanın ortaya çıktığı dönemin atmosferini ve Ermeni Hayaleti'nin çizgi romana dönüşme sürecini anlatmasını rica ettim:
"Biz kitabın aynı zamanda kitabın yazarlarından da biri olan eşim Laure Marchand ile birlikte 2004-2014 yılları arasında Türkiye'de gazetecilik yaptık ve gündemdeki konular hakkında yazarken süreç içinde soykırıma dair hafızayla ilgilenmeye başladık. Bunun günümüz Türkiye’sinin tarihten gelen zorlukları ve korkularını anlamak için önemli olduğunu düşündük. Bu dönemde ( 2004-2014), konunun önemini anlamımızı sağlayan pek çok gelişme oldu: 2005'te Bilgi Üniversitesi'nde düzenlenen konferans* , Orhan Pamuk'a açılan dava ve tabii Hrant Dink cinayeti... Yıllar boyunca yaptığımız seyahatlerde pek çok, tanıklı özel hikaye ve belge topladık. 2012'de, 1915'in 100. yılı yaklaşırken bunları bir kitap haline getirmeye karar verdik. Ermeni Hayaleti ve Türkiye ismiyle kitaplaştırdığımız bu çalışma 2013'te Fransızca, 2015'te de Türkçe ve İngilizce olarak yayımlandı. Sonrasında bu kitaptaki hikayeleri bir belgesel filme ve çizgi romanlara uyarlamalarında kullanmak istedik. Görüntüler ve çizimlerle desteklemenin anlatıyı daha canlı ve modern kılacağını düşündük. Bu isteğimizi hayata geçirmek için daha önce de çizgi romanlar ve animasyonlarda çalışmış olan çizer Thomas Azuéolos'la bir araya geldik. Onun Serge Avedikan ile birlikte İstanbul sokak köpekleri üzerine yaptıkları (animasyon)belgesel filmi izlemiştik ve stili hoşumuza gitmişti. 

Devamında yazdıklarımızı Marsilya'dan bir Ermeni'nin, Varoujan Artin'in Türkiye'ye geri dönüşü üzerinden anlatmak için uzun bir yolculuğa çıktık. O ve Brigitte Balian, uzun konuşmaların ardından, Varoujan'ın dedesinin izlerini sürmek üzere Türkiye'ye gitmeye karar verdi. Biz de onlarla bu seyahate çıktık ve birlikte İstanbul, Diyarbakır, Dersim ve Sivas'a gittik. Bu duygusal anlamda sarsıcı ve güçlü bir seyahatti ve soykırımın izlerini sürmek adına, Varoujan için çok anlamlıydı."

Perrier'nin bahsettiği seyahat 2014 yılında Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Yerkir ve Anadolu Kültür ortaklığında gerçekleştirilen 99-Sürgün Portleri isimli serginin de içinde bulunduğu bazı projeleri hayata geçirmek için gerçekleştirilmişti. Varoujan'ın dedesinin de aralarında bulunduğu 99 kişinin fotoğraflarının bir araya getirilmesi, 1915'in 99. Yılı'nı simgeliyordu. (Yazının devamında, Armen Ghazarian’ın aktarımlarıyla, sergiyi ve öncesini detaylarıyla anlatacağım.)

Hikayenin ana kişisi Varoujan Artin ne yazık ki artık hayatta değil. Türkiye gezisinden kısa bir süre sonra geçirdiği kaza sonucu aramızdan ayrılmış. Anladığım kadarıyla, bu geciken dönüş onun ilk ve son Türkiye gezisi olmuş. Hem bu konuda, hem de kitabın Türkiye'deki okurla buluşması hakkındaki fikirlerinizi öğrenebilir miyiz? 

"Evet, maalesef Varoujan bu seyahatten birkaç hafta sonra bir kazada hayatını kaybetti. Sanıyorum bu seyahati yapabilmiş olması sayesinde hayaletlerle barışmış olarak gitti. Türkiye'de ona çok tanıdık, çok yakın bir memleket bulmuştu. Karşılaştıkları onu duygusal olarak altüst etmişti, ama mutluydu. Yiyecekler, kokular, müzik; her şey ona kendini evinde hissettiriyordu. Bu yolculuk yüz yıllık sürgün, nefret, korkular, hayaletler ve hayallerden sonra gelen bir telafi gibiydi. 

Türkiye'de yaşarken 1915 hakkındaki tartışmaları da takip etme imkanımız oldu. Ermeni diasporasının da Türkiye'de yaşanan değişime eşlik etmesi ve (geçmişten gelen) kendi zorlukları ile yüzleşmesi gerektiğine emindik. Son yıllarda siyasi atmosfer gergin bir hale geldi ama gelecekte bu konuların tekrar gündeme geleceği ve tartışılabileceğine eminiz. Bu hikayeyi Varoujan'dan yola çıkarak anlatmayı Varoujan'ın kişiliğinden dolayı da istedik. Marsilya Ermenileri arasında tanınan biriydi. Aynı zamanda da duygularını çok net, doğrudan ifade eden; çok Marsilyalı bir insandı. Kızmaktan, bağırmaktan, ağlamaktan, insanları kucaklamaktan çekinmeyen birisiydi. Bizimle korkularını, kuşkularını, sorgulamalarını açık yüreklilikle paylaşabiliyordu."

Başta da belirttiğim gibi, hem kitap hem de bu yolculuk hakkında kapsamlı bir araştırmaya girişince mümkün olduğunca çok kişiye ulaşmaya çalıştım. Öncesi ve sonrasıyla hikayeyi bütünleyebilmek için, serginin bileşenlerinden Yerkir’e; Armen Ghazarian'a ulaştık.  

"Varoujan ve Brigitte Artin Türkiye'ye Guillaume Perrier ve Laure Marchand'ın  kitabından yola çıkan "Ermenilerin Baharı" isimli bir belgeselin çekimleri için gelmişti. Belgeselin çıkış noktası bizim sivil toplum kuruluşumuz Yerkir'in Diyarbakır'da 24 Nisan 2014'te açılışı yapılan " 99 - Sürgün Portreleri / Ermeni Soykırımı'ndan Hayatta Kalanlardan 99 Kişinin Fotoğrafı" sergisiydi. Bu serginin düzenlenmesi Şubat 2008'de başlayan uzun bir sürece dayanıyor. Yerkir bu konulara açık olan Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi yetkilileriyle ilk defa bir araya geliyordu. O dönemde Türkiye'de diaspora Ermenilerinin projeler hayata geçirmesi ya da 24 Nisan'da bir soykırım anması düzenlemesi düşünülemezdi. Öncelikle REPAIR online platformu ile barış inşası projelerine başladık. REPAIR , Türkiye, Ermenistan ve diasporadan kanaat önderlerine kimlik, hafıza, soykırımın tanınması ve tazminatlar gibi konularda kendilerini ifade etme imkanı veriyordu. Bütün yazılar Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Ermeniceye çevriliyordu.

Aynı zamanda Erivan'da Van Project ismini taşıyan bir etnomüzikal araştırma grubu kurduk. Amacımız Ermeniler'den kalan müzikal izler üzerine araştırmalar yapmaktı.. 2010 - 2013 arasında Hemşin, Dersim, İstanbul, Malatya, Van ve Diyarbakır'da araştırmalar yaptık. Diyarbakır Belediyesi Van Project'i pek çok defa Aram Tigran Konservatuarı müzik rezidansında konser vermesi için davet etti.

2013 sonunda Diyarbakır Belediyesi'ne soykırım anmasını birlikte düzenlemek için öneride bulunduk. Öncelikle Fransa'dan Ermeni müzisyenleri Diyarbakır'a getirmeyi düşünüyorduk. 24 Nisan gibi sembolik bir tarihte Türkiye'de soykırımla ilgili bir etkinlik düzenlenebileceğini diaspora Ermeni’lerine göstermek istiyorduk. Türkiye'yle ilgili sorunların Türkiye'de, Türkiye sivil toplumuyla ve vatandaşlarıyla çözülebileceğinin bilincine varmak gerekiyordu.
Diyarbakır'daki serginin açılışında yüzlerce kişi sürgün edilmiş 99 kişinin fotoğrafını görmeye geldi. Bazıları kendilerine benzettikleri 'ikizleri' ile fotoğraf çektirdi. Kimileri de çok duygulanarak tüm portreleri tek tek fotoğrafladı. Bölgede doğmuş genç bir Ermeni kadın galeriden göz yaşları içinde ve gördüğü fotoğraflardan çok etkilenmiş olarak çıktı. "Buradan sürülen ve tanımadığım bu insanları görünce içimi inanılmaz bir hüzün kapladı. Gidenler kadar, kalanlar için de çok zordu. Bugün bu kopuşu yaşamak ayrı bir hüzün", dedi. Bu kitap Türkiye'de Ermenilerle ilgili konuların ne kadar karmaşık olduğunu ortaya koydu. Ermeni diasporası soykırımın hafızasına odaklanıyor. Söylemlerini Türkiye üzerine kursa da, Türkiye toplumunun işleyişine ve kimliklerinin ne kadar çeşitli olduğuna dair neredeyse hiçbir şey bilmiyor. Kitap Ermenilerle ilgili meselenin, ülkenin sadece tarihi ve hafızasına dair olmadığını, günümüzün sosyokültürel ve kimliksel sorunlarında da yaşamaya devam ettiğini gösterdi.” 

Gelelim sansür meselesinin detaylarına: Bu konuyu Ermeni Hayaleti’nin Türkiye’deki yayıncısı olan Aras’a sormalıydım elbette:
Rober Bey merhaba, yakın zamanda Aras Yayıncılık bir çizgi roman serisine başladı. Bugün üzerine konuştuğumuz Ermeni Hayaleti de bu serinin bir parçası aslında. Kitapla ve kitaba kaynaklı eden olayla ilgili farklı isimlerin tanıklılarına başvurmaya çalıştım. Son olarak  sözü, kitabın Türkiye'deki yayıncısı olan Aras'a bırakmak isterim. Kitabın yazarlarından Guillaume Perrier bize kendi açısından kitabın oluşum yaratım ve çizgi romana dönüşme sürecini, Armen Ghazarian ise yolculuğun ve serginin öncesindeki çalışmalardan bahsetti. Siz de Aras Yayıncılık Genel Yayın Yönetmeni olarak, okurlara seriyi ve serideki kitapların sizin için önemini anlatabilir misiniz?

“Aras’ta Ermeni kültürünün ve tarihinin yanı sıra Ermenice edebiyatın örneklerini yayımlıyoruz. İlk bakışta dar bir yayın çerçevesi gibi görünüyor ama biz mümkün mertebe, gücümüz yettiğince farklı türde kitaplar yayımlayarak bu yelpazeyi genişletmeye, farklı merakları olan okurun dikkatini çekmeye çalışıyoruz. Yapmaya çalıştığımız şeyler arasında bu ülkede geçmişle ilgili bilincin artmasına karınca kararınca katkıda bulunmak var aynı zamanda. Ermenilerin yaşadıkları da, soykırım öncesi olsun, sonrası olsun, bu çerçevede doğru anlaşılmasını önemsediğimiz bir mesele. Dolayısıyla, Ermenilerle ilgili çizgi romanları yayımlamamız da bu stratejimizin bir parçası. Derdini taşıdığımız meseleleri nasıl farklı yollarla, nasıl farklı gruplara ulaştırabiliriz diye bakıyoruz meseleye. Bu bazen bir yemek kitabıyla, bazen bir müzik kitabıyla oluyor. Burada da özellikle çizgi roman okurlarını, gençleri bu konularla aşina kılmak, onlarla buluşmak gibi bir düşüncemiz oldu. Şu ana kadar, Ermeni Ninem, Varto ve Ermeni Hayaleti başlıklı üç kitap yayımladık ve toplamda seri on kitaba ulaşacak. Bu kitapları hem anlattıkları, hem çizgileri hem de murat ettikleriyle hem seviyor, hem önemli buluyoruz.”

Ermeni Hayaleti'nin kapağını açtığımızda bizi, bir 'zorunlu açıklama' karşılıyor, meselenin özünü alarak aktarmaya çalışayım: "Bu kitabın Fransızca özgün baskısında yer alan üç sayfayı, Türkiye'nin mevcut siyasi koşulları altında uğrayacağımız baskıları ve karşı karşıya kalacağımız tehditleri düşünerek, yayımlamaya cesaret edemedik.", diyorsunuz. Tahmin edebileceğiniz gibi, başta beni bu yazıyı oluşturmak için harekete geçiren asıl mevzu buydu. Öncelikle can güvenliği endişesi ile kendinizi sansürlemek zorunda kaldığınız için üzgün olduğumu, bunun yanında bir okur olarak bilgiye erişim hakkıma saldırı kabul ettiğim bu durumu oluşturan koşullara öfkelendiğimi belirtmek isterim. Durumun hassasiyetini çok iyi anlıyorum; bununla birlikte sürece dair söyleyeceklerinizi eklemeden tüm konuştuklarımızın eksik kalacağını da biliyorum. Tabii, bu oto sansürün hikayenin bütünlüğüne verdiği zararı da merak ettim açıkçası.  Sözü daha fazla uzatmayayım, konu hakkında ne söylemek istersiniz? 

 “Ne yazık ki canımızı çok yakan, bizi üzen, üzerine uzun uzun düşündüğümüz bir konu oldu bu. Kitabın üç sayfasında Fransızca okura Atatürk Türkiye’si ve Erdoğan Türkiye’si arasındaki farkları ve aradaki gerilimleri anlatan bir pasaj var. Burada, çizgi roman dili içinde alegorik bir anlatım tercih edilmiş ve Karagöz-Hacivat üzerinden bir hikâye anlatılmıştı. Ancak gerek Atatürk ve Erdoğan’ın tasvir ediliş biçimleri, gerek aralarındaki gerginlik ve devamlılıklara dair çizilen tablo, Türkiye’de bu iki figürün sadık takipçilerinin aşırı tepkilerine neden olabilecek, kitabın ve dolayısıyla bizlerin medya ve siyasetçiler tarafından hedef gösterilebileceğimiz ve nihayetinde de cezaeviyle dahi sonlanabilecek türden bir tehdit oluşturuyordu. Türkiye’deki ortamın baskısını en çok hissettiğimiz kitap oldu bu. Ve uzun uzun düşündükten sonra bu üç sayfayı kitaba almamaya karar verdik. Konuyu telif hakkını aldığımız ajans aracılığıyla kitabın Fransız yayıncıya bildirdiğimizde, hayır cevabı alabileceğimizi de düşünüyorduk ama “Sizi anlıyoruz, zaman zaman Çin’den de böyle talepler gelebiliyor, çıkarabilirsiniz” yanıtını aldık. Bu yanıt bizi daha da yaraladı ama dediğim gibi, bu üç sayfa nedeniyle yargılanmak tehdidiyle karşı karşıya kalmak istemedik. Bu tavrımızı eleştirecekler olabilir, onlara saygı duyuyorum, biz de bu durumu gururla savunmuyoruz. Ancak koşulları dikkate almak, kurumumuzu ve yapacağımız işleri öncelemek durumunda kaldık. Gönül isterdi ki özgür bir Türkiye’de, demokrasinin ve insan hakları ilkelerinin baskın olduğu günlerde yaşıyor olsaydık. Okura karşı sorumluluğumuzu, şeffaf davranıp bu durumu kitabın girişinde anlatarak yerine getirdiğimizi düşünüyorum. Bu vesileyle konu sizin de dikkatinizi çekmiş oldu ve aracılığınız sayesinde süreci daha ayrıntılı anlatmış olduk. “ 

Yazıyı, Burçin Gerçek’in dikkat çektiği bir konuya değinmeden bitirmek istemiyorum. Diyarbakır’da, serginin sonrasında düzenlenen yemek** ve o yemekte konuşulanlar: Bunca yazıp çizip, anlatmaya çalıştığım her şeyin özü o yemekte aslında. Varoujan Artin, Diyarbakırlı Ermeni bir kadınla konuşuyor. Burçin Gerçek’in Türkçeden Fransızcaya, Fransızcadan Türkçeye yaptığı tercüme ile.  Yemekten görüntüler, kitabı izleyen süreçte ortaya çıkan belgeselde de yer alıyor.

*Bilgi Üniversitesi Ermeni Konferansı 2005

**Yazıda bahsedilen yemeğin belgeseldeki bölümünü aşağıdaki bağlantıdan izleyebilirsiniz:

https://www.dailymotion.com/video/x2muo6t

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.