Yaşar Kemal’in Edebiyatı-1

23 Şubat 2021
11:34

Romancılığımızın ustası, şiir, öykü, deneme, röportaj ve düşünce yazılarıyla edebiyatımızı zenginleştiren evrensel yazarımız Yaşar Kemal'i yitirmemizin üzerinden 6 yıl geçti.

Yaşar Kemal ya da gerçek ismiyle Kemal Sadık Göğçeli, çocukluğundan itibaren bütün düşlerinin ak bulutlu ve renkli olduğunu söyler. Yaşar Kemal'in doğayla olan dostluğu ustalık düzeyindedir; doğadaki bütün otları, çiçekleri, böcekleri, kuşları, pamuk tarlalarını, bostanı, çayırları, ırmakları, dağları, ovaları, kayalıkları, denizi ve gökyüzünü biliyordu.

Yaşar Kemal'e göre doğa, yalnız dışarıdan bakılan bir şey değil yaşamın anlamlı bir parçasıdır. Anlattıklarında ve yazdıklarında çocukluğundan itibaren dinlediği, gözlemlediği, okuduğu, öğrendiği her şeyden izler vardı; köylerine gelen dengbejlerden, aşıklardan dinledikleri, büyük bir merakla seyrettikleri ile büyüdü; öğrendi, dinledi, anlattı ve yazdı...

"...Köyde her gece yaşlı köylüler sohbete otururlardı. Ben de onlara gider katılır, susarak durmadan onları, bazı günler sabahlara kadar dinlerdim. Türkmenin eski günlerini, büyük aşık Dadaloğlu'nu, Kozanoğlu başkaldırısını, toprağın verimliliği ya da verimsizliğini, Kurtuluş Savaşını anlatırlardı... Benim bir merakım da; bir şeye gözümü dikip günlerce seyretmektir. Örneğin evimize getirilmiş bir kilimi aylarca bıkmadan usanmadan seyrettiğimi anımsıyorum. Çocukluğumda demircilerin ocakları, marangozların uğraşları, arıların karpuz kabuklarını didiklemesi, yılanların sevişmesi, civcivleri kapmak için köyün üzerine seyirten kartalları günlerce seyrederdim. Sanki dünyayı, hiçbir şey yapmadan seyretmeye gelmiştim...

*

Yaşar Kemal, Çukurova'da binlerce yıllık bir antik kentin Anavarza'nın yanı başında, kayalıklarında yüzlerce kartalın, bataklıklarında flamingoların, büyüklü küçüklü kuşların, kelebeklerin uçtuğu, Kadirli ve Ceyhan'ın tam ortasında, Ceyhan ırmağının kıyısındaki bir köyde doğdu.

Tarihi değeri gün ışığına çıkartılmamış saklı bir hazine gibi öylece durmakta olan dünyadaki diğer antik kentlerden farklı bir değer taşıyan Anavarza toprak altında keşfedilmeyi beklerken Yaşar Kemal bu anıt kentin, Hitit yerleşim merkezi olan Karatepe'de mezar taşlarının, Hitit kabartmalarının bulunduğu taşların arasında oynayarak büyüdü.

*

Yaşar Kemal kendini hem ovalı, hem dağlı hem de denizli bir adam olarak tanımlamıştır. "... Çukurova tam bir Akdeniz’dir. Benim ülkemi Toroslar, yeni doğmuş bir ay gibi çevirmiştir. Önümüz de Akdeniz’dir. Bu Çukurova toprağı benim kendi ülkem olduğu kadar, benim romanlarım için yarattığım bir ülkedir. Romanlarımdaki insanları, otları, böcekleri, çiçekleri, atları, kuşları ne biçim yarattımsa, Çukurovamın dilini yeniden yoğurarak nasıl bir yazı, roman diline çevirmişsem, kendi Çukurovamı da öylesine yarattım. Yeniden yaratarak bir düşsel ülke kurmaya çalıştım. Çukurova beni ne kadar ilgilendiriyorsa, kurmaya çalıştığım, yaratmaya çalıştığım düşsel Çukurova toprağı beni ondan da daha çok ilgilendiriyor..."

Yaşar Kemal, 'Bugünlerde Bahar İndi' kitabındaki şiirlerinde, 'Sarı Sıcak'daki öykülerinde, 'İnce Memed' başta olmak üzere 'Akçasazın Ağaları', 'Kimsecik', 'Hüyükteki Nar Ağacı', 'Bin boğalar Efsanesi', 'Yılanı Öldürseler', 'Teneke' romanlarında, 'Çukurova Yana Yana'da, 'Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor'da, yarattığı düşsel ülkeyi, Çukurova'yı anlatır.

Kitaplarında neden hep Çukurova'yı anlattığı sorulduğunda verdiği yanıt, şöyle olmuştur: "...Ben mi yalnız Çukurova'yı yazdım, öyle mi sanıyorsunuz, bakın size söyleyeyim, şu dünya yazarları arasında Çukurova'yı yazan tek kişi ben değilim ki, Kafka da, Joyce de, Tolstoy da, Dostoyevski de, Çehov da, Balzac da, Stendhal da ... Herkes herkes Çukurova’yı yazdı..."

*

Yaşar Kemal'in romanda olduğu kadar şiirde de, başarılı bir anlatıcı olduğunu gösteren şiiriyle devam edelim: Yaşar Kemal Adana'da işsizlerin doldurduğu 'Kalekapısı'nı anlatıyor:

"…

Bugünlerde bahar indi Çukurova’nın düzüne

Maraşlı Malatyalı

Tekmil ırgatlar

Sersefil döküldü yollara

Gelir uzun tozlu yollardan

Gelir uzak yollardan

Tabanları şişer.

...

Sersefil dökülmüşler yollara

Gelirler acı

Elleri kütük gibi

Ağır

Toprak dolmuş yarıklarına

Kapkara

Damarlardan kan toplanır gibi yüreğe

Öylesine alışkın

Toplanırlar Çukurova’ya

Toplanırlar sarı

Toplanırlar acı

 

Bura Kalekapısıdır binbir ayak

Bura Kalekapısıdır liyme liyme

Zehirlenmiş bir sarı şafak çöker

 

Şafaktan önce

Şafaktan önce ayaktadır

Binbir ayak insanıyla

Kalekapısı dört döner

Kalekapısı umuttan taşar

Umut kapısı kapanmaz

Bütün kapılar kapanır

Umut kapısı kapanmaz

Ardına kadar açıktır

Irgatların elleri kadar

Yürekleri gibi

Yani demem odur ki hiç kapanmaz

 

Şimdiye kadar Kalekapısında milyonlarca yürek çarpmıştır

Aynı minval üzre çarpmıştır

Kalekapısı yokluktan dört döner

…"

*

Çukurova'da, insanlar cehennem sıcağında, 'Sarı Sıcak'ta, günde 15-16 saat aç-susuz, yaban arısı kadar büyük sivrisineklerin saldırısı altında, sıtmadan kırılarak karın tokluğuna çalıştırılıyordu. Çukurova'ya makineler, traktörler, harman makinaları, biçerdöverler girmiş, insanlar işsizlikten, topraksızlıktan, parasızlıktan bir lokma ekmeğe muhtaç durumda bulunuyordu. Yaşar Kemal bütün bunları görerek, çeltik(pirinç) tarlalarında su bekçiliği, traktör şoförlüğü, pamuk çapalama işçiliği, pamuk toplayıcılığı, bostan bekçiliği, batoz ırgatlığı, biçerdöver sürücülüğü, vekil öğretmenlik, tabelacılık, arzuhalcilik gibi işlerde çalışarak, Çukurova'daki tarım emekçileri ile birlikte yaşadı, gözlemledi, biriktirdi, biriktirdiklerini işleyerek hep düşlediği işi yapmaya başladı; yazmak...

Yaşar Kemal'in, onlarca romanında anlatmasına karşın bitiremediği çocukluğunun bir yanında dinlediği düşsel masallar, bir yanında çangal bıyıklı kanlı eşkıyalar, bir yanında at hırsızları, bir yanında büyük destancılar, Karacaoğlanlar, bir yanında Kozanoğlu başkaldırısının şiirini söyleyen en büyük başkaldırı şairi Dadaloğlu vardı.

Dadaloğlu'nun şiirinde yalnız başkaldırı yoktur; sıtmadan sivrisinekten, hastalıklardan kırılan Türkmenler vardır. "Hakkımızda devlet vermiş fermanı/ Ferman Padişahın dağlar bizimdir." diyen Dadaloğlu'nun onurunu taşıdığını söyleyen Yaşar Kemal, ünlü romanı 'İnce Memed'i, bu biriktirdikleri üzerinden yazmıştır.

*

Yaşar Kemal anlatıcılığa ve yazmaya, ağıtlarla başlamıştır. Yaşar Kemal henüz Aşık Kemal'ken yani Toros eteklerinde, Gavurdağı'nda, ormanlarda, bataklıklarda, çeltik tarlalarında, nadaslarda, felhanlarda yayan yapıldak, günlerce, haftalarca dolaşıp, Çukurova ağıtlarını toplarken hep yazmayı düşünmüştür.

Çukurova'nın sarı sıcaklarında kilometrelerce yürüyüp, dağ bayır koşturup, ağıtları, türküleri, koşmaları, destanları, uyaklı uyaksız söz çeşitlerini, tekerlemeleri, küfürleri toplarken kafasında hep yazmak vardı. Sürgün geldiği Adana'da gazete yazı işleri müdürlüğü yapan Abidin Dino ile Arif Dino ve Güzin Dino, Yaşar Kemal'in bu çabasını canı gönülden destekliyor, el veriyorlardı. Yaşar Kemal'e "Türküler Müfettişi" adını vermişlerdi.

*

1943 yılında ilk kitabı, "Ağıtlar" Adana Halkevi tarafından yayınlandı. Ağıtlar kitabındaki ilk ağıt 'Yemen Ağıdı'dır. Yaşar Kemal 'Ağıtlar' kitabının sonraki baskılarından birinde; derlediği ağıdın ilk dizelerindeki "Gara çadır is mi dutar/ Martin tüfek pas mı dutar/ Ağlıyalım anam bacım/ Elin gızı yas mı dutar"  biçimindeki sözlerin derlediği varyantta, "Ağlayalım anam bacım kahpe Osmanlı yas mı tutar" olduğunu ancak kendisinin bu sözleri ilk baskıda "Elin kızı yas mı tutar" olarak yazdığını söyler.

'Ağıtlar' kitabı, yaşamın ayrıntıları, trajik durumlar, ölümler üstüne, dünya, acılar, sevinçler üstüne, geçmiş gelecek üstüne, lirik, söyleyiş güzelliğine sahip, dil zenginliği olan, çok etkileyici görüntüleri, insanları, olayları, doğayı anlatan yalın gerçeklerle dolu bir kitaptır. Yaşar Kemal ilk kitaptan kazandığı parayı yeni folklor derlemeleri için harcar ancak topladığı "söz ürünleri" jandarma baskınında yitip gidecektir...

(Devam edecek)

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.