Yaşar Kemal’in Edebiyatı-2

24 Şubat 2021
20:57

“Dünyanın ucunda bir gül açılmış

Efil efil esen yele merhaba

Karanlığın sonu bir ulu şafak

Sarp kayadan geçen yola merhaba

Gün be gün yüreğim ulu yalımda

Engel tuzak kurmuş bekler yolumda

Zulümlerde işkencede ölümde

Bükülmeyen güce kola merhaba”

Merhaba- Yaşar Kemal)

Yaşar Kemal 1946 yılında gittiği İstanbul'da, Fransızlara ait hava gazı şirketinde kontrol memuru olarak çalıştıktan sonra askerliğini yapıp Kadirli'ye döner.

Orada, komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla tutuklanacak, ağır işkencelerden geçirildikten sonra konulduğu cezaevinde bıçaklanacaktır. Tutuklanırken jandarma tarafından evi basılmış derlediği folklor ürünleri ile birlikte yazdığı bir roman ve anlatı notları talan edilerek yok edilmiştir.

Gerçekte talan edilen, değişen zaman sürecinde yok olabilecek, halkın söz dağarcığının yazıya aktarılan hali olmuştur. Yaşar Kemal, bütün yazdıklarında; halktaki bu anlatış, söyleyiş güzelliğini, yaratıcılığı, destansı anlatıyı kendi yaratıcılığıyla birleştirmeyi başarmıştır.

*

"...Kendimi bildim bileli hep yazmak istedim. Her şey onun üstünde döndü. En büyük düşüm bir bilim adamı olmak, doğu dünyasının folklorunu, etnografyasını araştırmaktı. Bunun için liseyi, üniversiteyi bitirmek, bir batı dili öğrenmek istiyordum. Okula devam edebileyim diye çok uğraştım ya, buna bir türlü olanak bulamadım. Kendimi Çukurova tarlalarında buldum. Yaşamımı kazanmak için çok çeşitli işlere girdim çıktım, ama tek amacım yazmaktı. Hep onun için hazırlanıyor, yaşamla, kitapla kendimi zenginleştirmeye çalışıyordum..."

*

Komünizm propagandası yaptığı iddiasıyla yargılandığı mahkemenin yargıcı "beraat" kararı verdiği duruşmadan sonra, Yaşar Kemal'i odasına çağırır. "Bak çocuğum; yazdıklarını okumadım, çok edebiyata meraklı değilim. Ama karım yazdığın hikayeleri okumuş ve bana çok beğendiğini söyledi. Sana ceza vermem için çok baskı yaptılar...Ama, ben bu baskılara boyun eğmedim...Buradan git çocuğum...Sana burada hayat hakkı vermezler..." sözleriyle, Yaşar Kemal'i uyaran yargıç, ona Kadirli'den gitmesini söyler.

Bir yıl kaldığı cezaevinden çıkan Yaşar Kemal İstanbul'a gitmeye karar verir. Yaşar Kemal önce, Ankara'ya uğrar. Orada, Abidin-Güzin Dino'ların evinde Oktay Rıfat da vardır.

Onlara neler yaşadığını, neler yaptığını, neler yapacağını bir çırpıda anlatır.

Oktay Rıfat şaşırır ve sorar: ---Kemal, bu dediklerini bir ömürde mi yapacaksın?

Yanıtı nettir: "Bir ömürde yapacağım!. İki ömrüm yok ki..."

Oktay Rifat, daha sonraki karşılaşmalarında da Yaşar Kemal'e hep soracaktır: "Sen bu anlatıklarını bir ömürde mi yazacaksın?.."

Yaşar Kemal, bütün o anlattıklarını, roman konularını, yıllar içinde yeni biriktirdikleri dahil hepsini bir ömürde yazacaktır.

"... Bütün yaşamım boyunca bir tek düşüm oldu, bundan sonra biraz daha, biraz daha güzel yazabilmek. Hikayeden, şiirden, romandan başka şey düşünmedim, diyebilirim. Politik yaşamım bile edebiyat ilişkisinden dolayıydı. Dünyayı doğru algılayabilmek, gerçeğe daha derinlemesine inebilmek, anlatımımı gerçekle bütünleştirebilmek..."

*

Yaşar Kemal'in düşlerini gerçekleştirmek için yaptığı; yaşamla, kitaplarla kendini zenginleştirmektir. Henüz, Adana 1. Ortaokul'da öğrenciyken, Adana'ya milli eğitim müfettişi olarak teftişe gelen Reşat Nuri Güntekin ile tanışmak için derse girmeyip, merdiven altında saklanır, sonra yazarla tanışıp ona Adana'yı gezdirirken rehberlik yapar.

Çok istemesine rağmen istemesine karşın öğrenciliği sürdüremez. Çalışmaya başlar. Güçlü, kuvvetli bir çocuktur, patoz işçiliği yapar, pek çok işte çalışırken aklında hep yazmak vardır.

*

O günlerde Abidin Dino'nun yazıişleri müdürlüğü yaptığı gazetede, Nazım Hikmet'le, Bursa Cezaevi'nde, 3,5 yıl oda arkadaşlığı yaptıktan sonra memleketi Adana'ya dönen Orhan Kemal'le tanışıp dost olur.

Orhan Kemal onu arkadaşlarıyla, dostlarıyla tanıştırır. Aşık Kemal, onlardan kitaplar alıyor, okuyor, ağıt topluyor, hikayeler yazıyordu.

Orhan Kemal o günlerin Aşık Kemal'ini anlatıyor: "...bir sabah bizim evin kapısı deli deli yumruklandı. Merdivenleri hızla inip açacaktım ki, ayağım kaydı. Dizim basamaklardan birine fena çarptı. Etim ezilmiş, derim soyulmuştu. İndim, kapıyı açtım. Bir de baktım bizim Yaşar. Elinde kitaplar, defter ama her zamankinden daha coşku içinde;

---Geldim ha Raşit!"

---İyi, hoş geldin. Ama sabah sabah, ya fettah ya!..."

---Yaşar elindeki kitabı sallayıp, "Müthiş, müthiş"

---Ya?"

---Köyde ne düşündüm biliyon mu?"

---Ne düşündün?"

---Ot gibi yaşayan insan çok dünyada, dedim."

---Eeeee?

---Mesela, insan kendinin ot olmadığını ispat etmeli!.."

---Yani!"

Gözlerini kıstı, Daha önce bütün bunları, nasıl, niçin tasarladığını deftere yazdığı şeyleri açtı;

--- Bak ne yazdım!.."

--- Ne bunlar?.."

--- Ne mi? Hikaye, oturdum köyde hikaye yazdım!.."

Orhan Kemal (Raşit Kemal Öğütçü) 'Orhan Kemal'in İkbal Kahvesi' anı -romanda, O günün devamını Nurer Uğurlu'ya şöyle anlatır:

"...O gün Yaşar'ın elinde defteri, önce ırmak kenarı, oradan Demirköprü, baraj. Barajdan Kanal Köprü ‘ye. Dilberlersekisi'nden İstasyon'a... Oradan vurduk bağlar içine.

Yaşar yazdığını okuyor, okuduğunu anlatıyordu. Adana'yı fır döndük...

Nadir'in kahvesine geldiğimizde defter bitmişti. Defter bitmişti ama benim de iflahım kesilmişti.

---Ha Raşit...Nasıl?.."

*

Yaşar Kemal'in düşlerini gerçekleştirmek için yaptığı; yaşamla, kitaplarla kendini zenginleştirmektir. Orhan Kemal, Abidin-Güzin-Arif Dino ve diğerleri hem okuması gereken kitaplar konusunda onu yönlendiriyorlar, hem de yazdıklarını okuyup değerlendiriyor yol gösteriyorlardı. Orhan Kemal'in Adana'daki çevresindeki sosyalistler aydınlanma ve bilinçlenmesinde önemli bir katkı sağlıyor, askerliğini yaptığı yerde tanıştığı Mehmet Ali Aybar ile askeri doktor Yusuf Balkan sayesinde iki yıl boyunca Kayseri Talas'ta kitaplıkta Türk ve dünya edebiyatının önde gelen yazarlarının kitaplarıyla haşır neşir oluyor, bilgilenmek, bilinçlenmek ve kitaplar ve yazarlar üzerine düşünmek, araştırmak, anlamak, yazmak yolunda ilerliyordu.

"Benim memleketim sıcaktır/ İnsanları da öyle/ uzun türküleri, uzun yağmurları, uzun dostlukları vardır/Her gün bahar gibi açan dost insanlardır/Dost, barışçı/ Toprağımda pamuk biter, bir de portakallar..."

*

Yaşar Kemal'in bir merakı doğayı yaşamak, gözlemlemek, ikinci merakı ise insanları yaşamak, insanları gözlemlemektir. "Bir de sosyalizmdi en büyük tutkum. İnsanların sömürülmesi, açlığı, çalıştıkları halde kazanamamaları, beni derinden yaralıyor, insanlığın bu kötü, adaletsiz durumuna baş kaldırıyordum... İnsanın eşitliği, ezilmemesi, aşağılanmaması benim için kutsaldı. Bunun için bütün zulümlere, ölümlerle karşı karşıya gelmelere aldırmıyordum...."

*

Yaşar Kemal dilin büyüsüne, sonsuz gücüne inancını yaşamının sonuna kadar yitirmedi. Dilin, bütün insanlığı kurtaracağına inandı. Dilin bu dünyada bütün politik, ekonomik, toplumsal her sorunu çözeceğine inandığını ifade etti. "...Dil benim için sonsuz gücü olan, büyük bir evrendi. Dilin gelişerek, insanlığı, evrenimizi yenileyeceğine, geliştireceğine, güzelleştireceğine, evrenler kurup evrenler yıkacağına inanıyorum. Bu yüzden de, söz sanatçılarına, kendim de içinde, büyük sorumluluklar yüklüyorum, çağımız için..."

*

Yaşar Kemal kendini, "...ben sosyalist bir militan ve Marksistim" diye tanımlar. Kendini hiçbir zaman dar kalıpların içinde hissetmediğini, Marksizmin kurallarını özümsediğini söyler. Marksizmin insan özgürlüğüne, birey ve düşünce özgürlüğüne bir tuzak olduğunu hiç düşünmediğini, tam aksine, Marksizme bireyin kurtuluşu, insanın özgürleşmesi diye baktığını ifade eder.

Karl Marks'ın '1844 El Yazmaları' kitabının, kendisi için 'Kapital' kadar önemli bir kitap olduğunu söyledikten sonra ekler: "...Marksizm bana dünyaya bakmak için açılan en aydınlık kapı oldu. Yaşamım boyunca bu düşünceyi yaşamla ölçtüm, yanıldığını görmedim..."

(Devam edecek)

Yorumlar
1000

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan web sitemiz sorumlu tutulamaz.

0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol.